GönderenKonu: BALKANLARLA İLGİLİ KLASÖRÜMDE BULUNAN BİR GEZİ YAZISI....  (Okunma sayısı 2642 defa)

21 Ağustos 2011, 17:01:02
  • Çaylak Moro
  • **
  • İleti: 34
  • 8 Mesajı Toplam
    10 Kere Beğenildi
BEN BALKAN ÖZELLİKLE DE MAKEDONYA/ÜSKÜP- BOSNA HERSEK/SARAYBOSNA HAYRANIYIMDIR DAA :)) MAZUR GÖRÜN :d :D

        Haydi Gelin Balkanları Gezelim!!

Kenyalı öğrencimiz Anwar Yusuf anlatmıştı bir TV programında niçin "Bab-ı Alem" yani "Dünya`nın Kapısı" ismini kullanıyoruz. Bunu Balkanları gezince daha da iyi anladım.
 10 gün üç farklı ülke, Arnavutluk, Kosova ve Makedonya. Üç ayrı güzellik. Buram buram Osmanlı, tarih ve samimiyet kokan şehirler. Her gittiğinde yerde farklı yüzler, farklı insanlar ama bir o kadar da tanıdık yüzler. 19 Temmuz Pazartesi günü Arnavutluk ile başlıyor yolculuk biraz zahmetli ve uzun süren pasoport kontrolünden sonra giriyorum Tiran'a ve etrafı seyrediyorum meraklı gözlerle. Öğrencimiz  ve yol arkadaşım Celallettin'e sorular yöneltiyorum durmadan. Tiran Merkez'e vardığımızda Ethem Bey Camii ne öğle namazı için girdiğim zaman işte o an farklı olduğunu anlıyorsun. Kapı ağzında Bursa İlahiyat öğrencimiz Jetmir otuyor. Sanki beni bekliyormuş gibi orada hoş geldin Mehmet Ağabey diyerek kucaklıyor. Evlenmiş bir çocuğu olmuş ve Kruje şehrine Müftü olarak atanmış. Hoşsohbetin ardından Alsar Vakfı ve Mehdi Gurra Hoca'yı ziyaret ettikten sonra Tiran'ı geziyoruz. Akşam olduğunda ise Celallettin'in evine konuk oluyorum. Sıcak bir karşılama, samimi bir sohbet ve akşam yemeğinin ardından dinlenme vakti.
Sabah olduğunda yolumuz Berat ve Elbasan Şehirleri. Osmanlı vermiş bu isimleri.  Rotamız Kale, Camiler, Safranbolu Mimarisi taşıyan evler. Ardından Elbasan'dayız. Arkadaşlar karşılaşıyor burada bizi ve Elbasan'daki kaleyi, camileri ve merkezi geziyoruz. Kale yanı için Elbasan'ın Taksimi diyorlar. Kalabalık ve renkli bir cadde. Lokanta ya geçtiğimizde bir Arnavut ağabeyimiz Mecit Bey bana çat pat Türkçesiyle ne ikram edelim size diyor. Ben nezaketen size zahmet veriyorum, lütfen derken, Mecit Bey bana hitaben bozuk türkçesiyle; "Siz bize 500 yıl bakmışsınız, ben sana 1 yemek ikram etmişim çok mu" dediğinde, başka bir ayrıcalığım ortaya çıkıyor. Ve tıka basa yiyorum.) Yol yorgunuyuz tabi, hoşsohbetin ardından dinlenmek üzere müsaade istiyoruz.
Sabah olduğunda rotamız tekrar Tiran. Burada arkadaşlarla vedalaşıp, eşyalarımı aldıktan sonra Kruje ve İshkodra'ya doğru tekrar yola çıkıyoruz. Kruje Büyük İskender'in şehri. Öğle namazı için Kruje camiine girdiğimizde bizi Türk imam Ahmet Hoca karşılıyor. Arnavutça bilmiyor ama  nitekim öğrencimiz Jetmir orada müftü ve ona yardımcı oluyor bu konuda. Tekrar kaleye çıkıyoruz çarşının içinden geçerek. Birde rehber bulduk gönüllü olarak. Rehberimizin babası Erzurum da 3 yıl memur olarak çalışmış, bizi hemen misafir ediyor ve şehri gezdirmeye başlıyor. Güzel bir gezinin ardından İshkodra'dayız. Burada da bir tanıdık yüz, Marmara Üniversitesi İlahiyat Mezunu öğrencimiz Adem karşılıyor bizi İmam olmuş orada ve evlilik hazırlığı yapıyor. Allah hayırlara vesile etsin ve tamamına erdirsin inşallah. İshkodra son durağımız Arnavutluk da, orada da kaleye çıkıyoruz ve çarşıyı geziyoruz. Kaleden manzara bir muhteşemdi. Sabah erkenden Kosova'ya yola çıkacağımız için çok da geç olmadan dinlenmeye çekiliyoruz. Sabah sularında Celalettin ile vedalaşıp, Arnavutluk'tan ayrılıp Kosova'ya doğru yola çıkıyorum. Teşekkür ederim Xheladin Hayrullaji ve diğer dostlarıma…
 
 
Kosova'ya Prizren'e vardığımda öğrencilerimiz Haşim ve İbrahim Morina karşılıyor beni, sanki evimde gibiyim. İkisi de evlenmiş ve birer kız çocukları var Allah bağışlasın. Başlıyorlar Kosova'yı anlatmaya, gezdirmeye. Sonra dinlenmek için Süleymaniye Yurduna geçiyorum. Yurt müdürü ve oradaki hocalarla karşılaşıyorum. Hasan bey, Ramazan kardeş ve diğerleri. Çok ilgilendiler benimle, orada da evimde gibiydim. Biraz dinlendikten sonra çarşıyı geziyorum. Maraş dedikleri bir sahil kenarı var, tam bir gezi parkı çok hoş. Osmanlı mimarisi hakim şehre. Arkadaşlar tam zamanında geldiğimi söylüyorlar, çünkü Mamuşa'nın Domates Festivali varmış. Dinlenmek üzere yurda geçiyorum.
Sabah olduğunda yurt müdürü Hasan Bey ile Cuma namazını kılmak üzere Mamuşa'ya doğru yola çıkıyoruz. Camide tanıdık yüzler var, öğrencilerimiz, Serkan, Haşim, Hayrullah, Cengiz, İbrahim, İlhami ve adını sayamadığım nice arkadaşım orada. Festival başladığında konuşmalar, halk oyunları, renkli görüntüler hoş bir gün geçiriyorum. Ve akşam olduğunda tekrar yurttayım.
Sabah İbrahim Morina geliyor beni almaya. Kahvaltı yaptıktan sonra Scenderia ve Priştina'ya doğru yola çıkıyoruz. Yollar bozuk ve uzun, sohbet ediyoruz İbrahim ile. Yeni yeni toparlanıyoruz abi diyor. Heryer yapım aşamasında, Tika çalışıyor balkanlar da. İlk durak Scenderia ve Sultan Murad türbesi, ardından Gazi Mestan Turbesini ziyaret ediyoruz. Başkent Priştina'ya doğru yol alıyoruz. Diğer şehirlere nispeten daha gelişmiş biryer ama şehir de yapım ve yenileme aşamasında. İbrahim'e sorular soruyorum ve gezimiz devam ediyor. Akşam oluyor artık, Prizrene doğru yola çıkıyoruz son defa arkadaşlarla vedalaşıp dinlenmeye çekiliyorum. Sabah Üsküp yolcusuyum… Teşekkür ederim, İbrahim, Haşim, Hayrullah, İlhami, Cengiz, Serkan, Ramazan ve diğer dostlar.
 
 
Sabah Üsküp'e yani gezimin son durağı Makedonya'ya doğru yola çıkıyorum. Üsküp'e vardığımda eski Balkanlar Bölge Temsilcimiz Muhsin Kurtiş karşılıyor beni. Köprü derneği Yönetim Kurulu üyesi ve İlim Yayma Yurdu Müdür Yardımcısı. Özlemişiz birbirimizi ve koyu bir muhabbet başlıyor. O bana Bab-ı Alem'i ben ona diğer arkadaşları soruyorum. Yurtta dinlendikten sonra maç yapmak üzere spor salonuna geçiyoruz. Eeee tanıdık çok olunca, bir maç edelim diyoruz. Sanatçı Mesut Kurtiş de katılıyor bize. Sesi gibi futbolu da güzelmiş. Biraz dinlendikten sonra akşam arkadaşlarla buluşuyoruz ve koyu bir sohbet başlıyor. Uzun yıllar beraber vakit geçirdiğim arkadaşlarım, Fatih Murtezan, Fuat Emin, Muhsin Kurtiş, Adem Seydi, Muhadin Limanovski, Medadin Limanovski, Sevba. Vakit nasıl geçmiş bilmiyoruz.   Geç vakitte dinlenmek için yurda geçiyoruz.
Sabah olduğunda Muhsin ve Adem beni güzel bir kahvaltı yapmak üzere Treska Nehri kenarına götürüyorlar. Çok güzel, sakin, temiz yani nezih biryer. Gezi boyunca yaptığım en güzel kahvaltıydı. Kahvaltı ardından Adem ile şehri geziyoruz. Köprü'nün iki yakasını da geziyoruz. Bir yakası biz Müslümanların diğeri yakası Gayrimüslimlerin çoğunlukta yaşadığı biryer. Ardından Muhadin de bize katılıyor ve Vodna dağına çıkığ Üsküp'ü tepeden kuş bakışı izliyoruz. Sonrada Üsküp de Hayvanat bahçesini gezip, akşam bir cafe de oturup günü değerlendiriyoruz.
Sonra ki günde Ahmet, Talha ve Nimetullah ile Gostivar, Struga, Tetova ve Ohrid Gölü'ne doğru yola çıkıyoruz. Ahmet Turizm rehberi ve çok şanslıyım. Gittiğimiz yerler hakkında bilgi ve tecrübeye sahip. A dan Z ye gezdiriyor ve ilgileniyor benimle. Ohrid de Palaçinka ısmarlıyorlar bana. Bizim gözleme gibi ama enfes bir tadı var. Ohrid çok güzel bir şehir. Makedonya'ya gelip de Ohrid'i görmemek olmaz. Yolculuğumun son gezisi bu ve çok keyifli geçiyor. Velhasıl vakit buraya kadar. Yurda dönmeden önce son bir oturup arkadaşlarla çay faslı yaptıktan sonra vedalaşıyoruz. Sabah İstanbul'a dönüyorum… Teşekkür ederim hepinize…
10 gün üç ülke Arnavutluk, Kosova ve Makedonya. Çok gezen mi okuyan mı bilir bilmem ama Bab-ı Alem de olduğum, onlarca farklı ülkeden dostlara sahip olduğum için çok gezdiğim kesin… Kenyalı öğrencimiz Anwar Yusuf'un demişti Bab-ı Alem gelmek ile ve girmek ile oluyor. Biz içinde olanlar içinde sanırım gezmek ile ziyaret etmek ile oluyor. Saygılarla .)))
« Son Düzenleme: 22 Ağustos 2011, 01:17:30 Gönderen: kArAkiF »

Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz,nasıl ölürseniz de öyle haşrolursunuz . -HADİS İ ŞERİF- :)